TKP
 
Yeniden Merhaba
Yayın İlkelerimiz
Yazılar - Arşiv
 
İşçinin Sesi Yayınları
Kitaplar
İşçinin Sesi
Çek-Al
Kavga - Kervan
Kaynak
İşçi Yaşamı
İşçinin Gezetesi
Binçiçek
cddrt
dtd
Isha Bulletin

Soviet News
 
 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

"Rusya'nın Ukrayna’yı İşgali Altıncı Ayında:

Barış hareketinin görevi hala acilliğini sürdürüyor"

Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden bu yana altı ay geçti. Bu eylem, bugün de, başladığı günkü kadar haksız görünüyor.
Dahası, bugün Rusya'nın kendi bakış açısından da büyük bir yanlış değerlendirme olarak görünüyor.

Britanya Komünist Partisi organı günlük Morning Star gazetesinin 24 Ağustos 2022 tarihli başyazısından çeviren: Feride Hikmet.

NOT: Bu yazıdaki görüşlere bütünüyle katılmıyoruz. Ancak komünist basında bu sorunla ilgili olarak yer aldığı için okurlarımızı bilgilendirme amacıyla sitemize koyduk.

TKP Web Sitesi

Yazının Tamamı İçin Tıklayınız...


 

TKP İnanç’lıdır kazanmaya kararlıdır

İnanç yoldaşın menşeviklerce katledilişinin yedinci yıldönümünde İnanç yoldaşın mezarı başında iki gurup işçi yoldaş ve bir gurup öğrenci yoldaş flama astı, saygı duruşunda bulundu. Tam bunun ardından 6. Kongremizin kararını duyduk. Bu karar, aynı zamanda İnanç yoldaşımızın anısına yaraşır bir anma da oldu. TKP İnanç'lıdır, kazanmaya kararlıdır.


NOT: Bu anma yazısı, 16 Haziran 2022’de yitirdiğimiz, değerli TKP militanı, Bekir Güven (Delibaş) yoldaşımız tarafından yazılmış, TKP merkez organı İşçinin Sesi’nin, 30 Eylül 1987 tarihli 338. sayısında S. Baran, Ege imzasıyla yayınlanmıştı.
42. ölüm yıldönümü vesilesiyle hem İnanç yoldaşımızı, hem de yeni yitirdiğimiz Bekir yoldaşımızı sevgiyle anıyoruz. Anıları mücadelemizi aydınlatsın.   M.K.

Yazını tamamı için tıklayınız...


Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı, nükleer savaşa yol açabilecek bir felakettir. Barış hareketi her zamankinden daha önemli

CPB (Britanya Komünist Partisi) Gazetesi Morning Star Başyazı 25.2.2022 (Zonguldak’ta yayinlanan haftalik Susma gazetesi’nin yayınladığı çevirisi)

VLADIMIR PUTIN’in Ukrayna’yı işgali, o ülkede ve ötesinde milyonlarca insan için korkunç sonuçları olan bir felakettir.

NATO’nun saldırgan sicilinin ve Rusya’nın genişlemesiyle ilgili korkularını reddetmenin tehlikeli sonuçlarının tanınması, bu korkunç savaş eylemini hiçbir şekilde haklı çıkarmaz.

Ayrıca, Putin’in öne sürdüğü kendi kendine hizmet eden anlatıya karşı bizi kör etmemelidir.

Morning Star, Ukrayna Ulusal Muhafızları’nda Azak Taburu gibi neonazi birimlerinin varlığının, Kiev’de Waffen SS’yi onurlandıran meşaleli geçit törenlerinin, Ukrayna hükümetinin Yahudi karşıtı toplu katilleri onurlandırmak için ulusal günleri tanımasının gayet iyi farkında. Simon Petliura ve Stepan Bandera gibi.
Gazetemiz bunu 2014’ten beri belgeliyor. Ancak Putin’in Ukrayna’yı “Nazilikten arındırma” iddiası, bariz bir şekilde yayılmacı bir işgal için çürük bir bahane.

Bu, Rusya cumhurbaşkanının Bolşeviklerin bir “icadı” olarak Ukrayna’ya yönelik saldırılarından, Lenin’in devrimci hükümetinin Sovyetler Birliği’nin farklı halkları için ulusal hakları tanımasına atıfta bulunmasından açıkça görülmektedir.

Putin, Sovyetler Birliği’nin 1991’de bağımsız devletler haline gelecek olan çeşitli cumhuriyetler için sınırlar çizdiği gerçeğini ve bu tür bölgesel bölünmelerin adaletinin her zaman tartışılabileceği gerçeğini, en kaba türden bir milliyetçi intikamcılığı teşvik etmek için kullanıyor.

Bütün bunların kurbanları Ukrayna halkıdır. Bu, eylemleri Rusya ile Ukrayna arasındaki gerilimi yatıştırmak için hiçbir şey yapmayan ve onları alevlendirecek her şeyi yapmayan İngiliz politikacıların kullandığı propaganda anlamında değil.

Ukrayna “demokrasinin ön cephesi” değil. İngiltere, ABD ve AB gibi, 2014 Maidan darbesinde seçilmiş hükümetinin şiddetle devrilmesine göz yumdu.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy daha sonra Rusya ile Donbass üzerinden barış görüşmesi vaadiyle ve ülke içinde Maidan tarafından başlatılan neoliberal ekonomik reform dalgasına büyük ölçüde karşı çıkan bir platformda seçildi. ABD’den ithal edilen sağlık bakanı Ulana Suprun’un özelleştirilen sağlık reformlarına ve Ukrayna topraklarının “yasadışı özelleştirilmesine” saldırdı.

İktidarda, bu pozisyonlarda hareket edemedi. Ukraynalıların dörtte üçünün karşı çıktığı daha fazla arazi özelleştirmesi, AB’nin ısrarı üzerine zorlandı, böylece dev Avrupa tarım işletmesi tarım arazilerini satın alabilir ve toplu olarak monokültüre, özellikle de petrol için ayçiçeği üretimine dönüştürebilir.

Ukraynalılar yıldan yıla daha da fakirleşiyor. Ülke, Avrupa’daki en yüksek yoksulluk oranlarına sahip. Bir zamanlar Avrupa’nın ekmek sepeti olan toprak, şimdi esas olarak komşularına aşırı sömürülmüş emek ihraç ediyor.

Zelensky’nin Donbass’ta barışı müzakere edememiş olması şaşırtıcı değil. Oradaki cephe hattı, barışla ilgisi olmayan ağır silahlı faşistler tarafından yönetildi.

Bugün anadili Rusça olan Rus halkına ağlayan konuşması, büyükbabasının Kızıl Ordu’daki hizmetinin gururlu hatırasını da içeren Ukrayna cumhurbaşkanı, bu neonazileri sevmemiş olabilir, ancak Ukrayna’nın “ Batılılar.”Ukrayna, Moskova ile Batı arasındaki halat çekmenin kurbanı.

Moskova’nın, Minsk barış sürecini boğarak, Baltık’tan Karadeniz’e yıllık askeri tatbikatlarıyla, NATO’nun Avrupa’da asker ve füze azaltımını müzakere etmeyi kabul edebileceğine dair herhangi bir fikri yok sayarak, Batılı güçler, şimdi patlamış olan bir uçurumun eşiğine geldi.

Çıkış yolu, saat geç olsa da, bu bağlamı ele almak, Ukrayna’nın NATO’ya katılmamasını ve İngiltere’nin de bir parçası olduğu dünyanın en güçlü ve tehlikeli askeri ittifakının militarist gösterilerini azaltmayı taahhüt etmektir.

Nükleer silaha sahip Rusya ile Batı arasında bir savaş düşünülemez.

Barış hareketi, Rus birliklerinin derhal geri çekilmesi için baskı yapmalı ve Putin’in ABD’nin Yugoslavya, Afganistan, Irak ve Libya’ya yönelik saldırılarından edindiği doğru doktrine meydan okumalı.

https://morningstaronline.co.uk/article/russias-assault-ukraine-catastrophe-could-lead-nuclear-war-peace-movement-more-important

Russia's assault on Ukraine is a catastrophe that could lead to nuclear war. The peace movement is more important than ever

Morning Star Editorial on 25 February 2022

Burning wreckage from apparent Russian shelling near Kiev, Ukraine today
VLADIMIR PUTIN’S invasion of Ukraine is a catastrophe with horrific consequences for millions in that country and beyond.

Recognition of Nato’s aggressive record and the dangerous consequences of dismissing Russian fears about its expansion in no way justifies this terrifying act of war.

Nor should it blind us to the self-serving narrative Putin puts forward.

The Morning Star is well aware of the presence of neonazi units like the Azov Battalion in the Ukrainian National Guard, of the torch-lit processions in Kiev honouring the Waffen SS, of the Ukrainian government’s recognition of national days to honour anti-semitic mass murderers like Simon Petliura and Stepan Bandera.

Our paper has been documenting this since 2014. But Putin’s claim to be “de-Nazifying” Ukraine is a flimsy excuse for a blatantly expansionist invasion.
This is clear from the Russian president’s attacks on Ukraine as an “invention” of the Bolsheviks, a reference to Lenin’s revolutionary government’s recognition of national rights for the different peoples of the Soviet Union.

Putin uses the fact that the Soviet Union drew up borders for the various republics which would become independent states in 1991, and the fact that the fairness of such territorial divisions can always be disputed, to promote a nationalist revanchism of the crudest kind.

The victims in all this are the Ukrainian people. This is not in the propagandistic sense deployed by British politicians whose actions have done nothing to defuse tensions between Russia and Ukraine and everything to inflame them.

Ukraine is not the “front line of democracy.” Britain, like the US and EU, connived at the violent overthrow of its elected government in the Maidan coup of 2014.

Ukraine’s President Volodymyr Zelensky was later elected on pledges to negotiate a peace with Russia over the Donbass and, domestically, on a platform largely opposed to the wave of neoliberal economic reforms unleashed by Maidan. He attacked the privatising healthcare reforms of US-imported health minister Ulana Suprun and the “illegal privatisations” of Ukrainian land.

In power, he has been unable to act on these positions. Further land privatisation, opposed by three-quarters of Ukrainians, has been forced through at the insistence of the EU, so giant European agribusiness can buy up farmland and convert it en masse to monocultures, especially sunflower production for oil.

Ukrainians have got poorer year by year. The country has the highest poverty rates in Europe. The land that was once the breadbasket of Europe now mainly exports super-exploited labour to its neighbours.
It is unsurprising that Zelensky has been unable to negotiate peace in the Donbass. His front line there has been manned by heavily armed fascists with no interest in peace.

Ukraine’s president — whose tearful address in his native Russian to the Russian people today included the proud recollection of his grandfather’s service in the Red Army — may not have liked these neonazis, but has not been able to stem the rewriting of history demanded by Ukraine’s “Westernisers.”
Ukraine is the victim of a tug of war between Moscow and the West.

It is no apologia for Moscow to point out that by stifling the Minsk peace process, by their annual military exercises from the Baltic to the Black Sea, by rejecting out of hand any idea that Nato might agree to negotiate troop and missile reductions in Europe, Western powers have engaged in a brinkmanship that has now exploded.

The way out, however late the hour, is to address that context, commit to Ukraine not joining Nato, and to a dial-down of militaristic showboating by the world’s most powerful and dangerous military alliance, of which Britain is a part.

A war between nuclear-armed Russia and the West does not bear thinking about.

The peace movement must press for an immediate withdrawal of Russian troops and challenge the might is right doctrine Putin has picked up from US attacks on Yugoslavia, Afghanistan, Iraq and Libya.

28 KANUNİSANİ

ta ata aa ta ta ha ta tta ta

tarih
sınıfların
mücadelesidir

1921

kanunisani 28
karadeniz
burjuvazi
biz

on beş kasap çengelinde sallanan
on beş kesik baş
yoldaş

bunların sen
isimlerini aklında tutma
fakat

28 kanunisaniyi unutma!

“siyah gece
“beyaz kar
“rüzgar
“rüzgar”.

trabzondan bir motor açılıyor

sa-hil-de-ka-la-ba-lık!

motoru taşlıyorlar
son perdeye başlıyorlar!

burjuva kemal’in omuzuna binmiş
kemal kumandanın kordonuna
kumandan kahyanın cebine inmiş
kahya adamlarının donuna
uluyorlar

hav… hav… hak… tü

yoldaş unutma bunu burjuvazi
ne zaman aldatsa bizi

böyle haykırır:

– hav…hav…hak…tü

– gördün mü ikinci motörü?

– içinde kim var?

– arkalarından gidiyorlar.

– ikinci motör birinciye yetişti

– bordoları bitişti
– motörler sarsılıyor
– dalgalar sallıyor sallıyor dalgalar.
– hayır

iki motörde iki sınıf çarpışıyor

– biz onlar!
– biz silahsız onlar kamalı
– tırnaklanmız
– kavga son nefese kadar
– kavga
– dişlerimiz ellerini kemiriyor

kamanın ucu giriyor

– girdi…
– yoldaşlar, ey!

artık lüzum yok fazla söze:

bakın göz göze

– Karadeniz

on beş kere açtı göğsünü,
on beş kere örtüldü.
onbeşlerin hepsi
bir komünist gibi öldü

Nazım Hikmet

1923  Moskova  


DUYURU

Büyük Britanya Komünist Partisi (CPGB) lideri Jack Conrad yoldaş, TKP eski Genel Sekreteri R. Yürükoğlu yoldaşın ölümünün 20. yılı nedeniyle aşağıdaki anma mesajını merkez organ Workers Weekly gazetesinin 16 Aralık 2021 tarihli 1376 nolu sayısında yayınladı.

Anma Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=1yBXdktcLdE&feature=youtu.be

Commemoration message

As read out at the December 11 online meeting to mark the 20th anniversary of the death of an exiled Turkish revolutionary leader

I first got to know comrade Rustu Yürükoğlu (Veli Dursun) on a long bus journey from London to Yorkshire. The first English edition of Turkey - weak link of imperialism had just been published and I was given a copy.

Being far too used to the standard fare produced by ‘official communist’ writers, I began with few expectations. However, I read it cover to cover and with growing enthusiasm. The book was a revelation. I can say without hesitation that it changed my life. It opened a window, allowed me to think.

This was in the late 1970s at a time of greatly heightened political tensions in Turkey. The country was approaching boiling point. It was going to be revolution or counterrevolution.

Comrade Yürükoğlu was above all a revolutionary. He and his comrades around İşçinin Sesi (Workers Voice) began an open struggle against the opportunism that disarmed and disorientated the working class movement, and, of course, not only in Turkey.

While the Communist Party of the Soviet Union bears a particular responsibility here, we must also blame ourselves. Too many communists allowed themselves to become apologists for a conservative, self-serving and ultimately doomed bureaucratic elite.

Fortunately, many other İşçinin Sesi books and articles were translated into English. There can be no doubt that they provided us with inspiration in our own struggle against the Eurocommunists, Straight Leftists and other factions who were bent on liquidating the Communist Party of Great Britain. The existence of the CPGB’s current Provisional Central Committee and its Weekly Worker therefore owes a real debt to Rustu Yürükoğlu and his comrades.

We worked particularly closely for a brief period in the late 1970s and early 80s. That relationship continued throughout the 1980s, but was very much wound down following the collapse of bureaucratic socialism in eastern Europe and the Soviet Union. Sadly, our paths diverged somewhat.

On the occasion of the 20th anniversary of comrade Yürükoğlu’s death - when capitalism is showing all the signs of dragging the whole of humanity into barbarism, and yet the left remains feeble, divided and programmatically adrift - we can assure you of our continued commitment to principled unity, the struggle for working class rule and international communism.

Jack Conrad


DUYURU

Yeni ve Eksik sayfalarını tamamlayıp yeniden yüklediğimiz kitaplar;

Doğu Asya Krizi - R. Yürükoğlu

Savaş Dolu Yıllar - İ. Bilen

Bunalım Kalıcıdır - Derleme

Bilen Yoldaş Çok Yaşa - Derleme

Okunacak En Büyük Kitap İnsandır - R. Yürükoğlu - 1. Baskı, Şubat 1990

Okunacak En Büyük Kitap İnsandır - R. Yürükoğlu - 3. Baskı, Mart 1992

Marks Gerçekte Ne Dedi - Y. Zamir - 2. Baskı, 2009


İnsanlığın Kurtuluşunun Büyük Teorisyeni
KARL MARKS

200. YAŞIN KUTLU OLSUN!

Karl Marks


Yusuf Zamir’in aşağıdaki yazısı, anayasa değişikliği ve Referandum tartışmalarının, bu bağlamda RT Erdoğan’ın siyasal ve kişisel geleceğinin her türlü sansür ve baskıya rağmen tartışılmaya çalışıldığı şu sıralarda, Anayasa ve Güçlerin Ayrılığı ya da Birliği konusuna burjuva liberallerden farklı bir yaklaşım getirerek Marksistleri ham hayaller konusunda uyarıyor

“Anayasal aptallık”

Yusuf Zamir

Devlet sapkınlığının kapitalizm öncesi toplumlardaki örgütlenişi güçlerin (erklerin) birliğine, kapitalist toplumlardaki örgütlenişi ise güçler ayrılığına dayanır.
Kapitalizm öncesi toplumlardaki egemen toplumsal ilişkiler, kişisel bağımlılık ilişkileridir. Kişisel bağımlılık ilişkileri, egemenlerin hiyerarşik bir yapılanma içinde kişisel-keyfi erk kullandığı devlet düzenine tekabül eder. Kapitalizm öncesi devletlerde yasama, yürütme ve yargı erkleri, çoğu durumda, hiyerarşinin tepesindeki hanedanda yoğunlaşır.

Yazının Tamamı
TKP Web Sitesi
01 Mart 2017

Yusuf Zamir’in Marksist Eleştiri sitesinde yayınlanmış olan yazısına sitemizde aynen yer veriyoruz.

 

Hukukun üstünlüğü alıklığı

Yusuf Zamir

Burjuva hukuk, değer yasasının teorize ettiği meta, değer, para, piyasa, ücretli emek, sermaye gibi insana aykırı toplumsal ilişkileri ortaya çıkaran toplumsal yarılmanın dokunulmazlığını temel alır. Burjuva hukuk, bu temelde, metalar arasındaki mübadele ilişkisinin insanlar arası ilişkilere yansımasını düzenler. Burjuva hukuk, meta mübadelesi içindeki yalıtık-özel bireyin ve onların birbirleriyle metalar aracılığıyla kurdukları dolaylı toplumsal ilişkilerin resmi tanımını yapar.

Kapitalistler, sermayenin hareketine vesile olan, böylece sermayenin toplumsal iktidarını kişiliklerinde soğuran ekonomik aktörlerdir. Kapitalist bireylerin mülksüz bireyler üstündeki toplumsal yaptırım güçleri, herhangi bir soyluluğa mensubiyetlerinden, dinsel ya da siyasal iktidar sahibi olmalarından değil, fakat sermayenin hareketinde oynadıkları rolden kaynaklanır.

Yazının Tamamı
TKP Web Sitesi
13 Ocak 2017

FİDEL KASTRO

Sen Kalplerimizde
Mücadelemizde Yaşayacaksın!

Cesur, Dürüst, Atılımcı ve Direngen Devrimci, Komünist, Halk Adamı. Güzel İnsan Yoldaş Fidel Kastro
13.08.1926 – 25.11.2016
UĞURLAR OLSUN

FIDEL CASTRO

He Was A Courageous, Honest, Proactive and Tough Revolutionary, Communist!
He Was A Man of People, A Beautiful Human, The Comrade
13.08.1926 – 25.11.2016
Farewell Comrade


Yusuf Zamir’in Marksist Eleştiri sitesinde yayınlanmış olan yazısına sitemizde aynen yer veriyoruz.

Demokrasinin toplumsal temeli

Sömürü, karşılığı ödenmemiş emeğe el konulması demektir. Sınıflı bir toplumdaki bağımlılık ilişkisini çözmek ve buradan hareketle ona uygun devlet biçimini tanımlamak için, o toplumdaki sömürünün çeşitini tespit etmek gerekir:
“Karşılığı ödenmemiş artı-emeğin doğrudan üreticilerden çekilip alınmasının özgül ekonomik biçimi, yönetenler ile yönetilenlerin ilişkisini belirler. … Bütün toplumsal yapının, onunla birlikte egemenlik ve bağımlılık ilişkisinin siyasal biçiminin, kısacası, ona tekabül eden devletin özgül biçiminin en içteki sırrını, gizli temelini açık eden şey, daima, üretimin koşullarına sahip olanlar ile doğrudan üreticiler arasındaki ilişkidir.” (K. Marks, Kapital, İng., c. 3, s. 791.)

Yazının Tamamı
TKP Web Sitesi
07 Kasım 2016

Yusuf Zamir’den İki Yeni Yayın

Değerli okurlarımız, sitemizde yazılarına sık sık yer verdiğimiz Yusuf Zamir’in yazılarını topladığı iki yeni kitabının yayınlandığını öğrendik.

Bunlar hakkında yazarın hazırladığı tanıtım bilgilerini aynen geçiyoruz:

1917 Ekim Devrimindeki DEVLETÇİ SAPMA, Y.Zamir, El Yayınları, 168 sayfa, 10 TL.

“Marks’ın teorisi devletli sosyalizmi asla aklamaz. Onun için bir zamanların Sovyetler Birliği, kendi devletli varlığını onaylayan bir iktidar ideolojisi yaratmıştır. Sovyetler Birliği devleti, Marksizm-Leninizm dediği bu resmi ideolojiyi dünya sol hareketine takma akıl olarak servis etmiştir.
“Resmi ideolojiler kurulu düzeni haklı göstermek için kotarılır. Resmi tarih yazımı da geçmişe yönelik sistematik efsane üretimi yaparak resmi ideolojiyi besler. Ancak tarihin ilerleyişi öylesine zihin açıcıdır ki, toplumsal süreçler gelişerek mantıksal sonuçlarını ortaya çıkardıkça, resmi tarih anlatıları çökmeye, geçmiş mücadelelerin şifreleri birer birer çözülmeye başlar.

“1917 Şubat’ında Petrograd ayaklanmasıyla Çarlık rejiminin devrilişi, Bolşevik partinin Ekim’de devleti ele geçirmesinden sonra devrimin yavaş yavaş boğuluşu, böylece “reel sosyalizm”in tarih sahnesine çıkışı, uzun yıllar süren sosyalizm illüzyonuyla halkların kandırılışı ve en sonunda o illüzyonun da yıkılışı, bütün dünya mülksüzlerinin kurtuluş mücadelesine muazzam tecrübe kazandırmıştır.”

Devrimci ve kurucu mücadele için MARKSİST ELEŞTİRİ, Y.Zamir, El Yayınları, 256 sayfa, 15 TL

“Marks kurtuluş mücadelesinin yaratacağı komünal dünyanın doktriner bir resmini vermemiştir. Çünkü Marks’a göre, geleceğin nasıl bir şey olacağı “âlim adamlar”ın zihninden fışkırmaz. Geleceğin nasıl bir şey olacağı, bütün dünya mülksüzlerinin, yani sıradan insanların eleştirel, devrimci, kurucu mücadelesi kendi yolunu adım adım açtıkça ortaya çıkacaktır.

“Kurtuluşun hazır bitmiş bir teorisi yoktur. Kurtuluş maddi bir gerçeklik olarak ortaya çıkmadıkça, kurtuluşun teorisi tamamlanmış olamaz. Teorinin tamamlanması zihinsel bir gayret meselesi değil, fakat eleştirel, devrimci, kurucu mücadelenin gelişerek kurtuluşu fiilen yaratması meselesidir.
“Kurtuluş mücadelesi bütün dünya mülksüzlerini kapsayarak dünya-tarihsel boyuta yükselinceye kadar, proletaryanın bir dizi kalkışması olacaktır. Her bir kalkışma, bir yandan geçmişteki mücadelelerin kazanımlarından yararlanırken, bir yandan da geçmişin teori ve pratiğindeki yanlışları eleştirerek kendi teori ve pratiğini geliştirecektir.”

Kitapları büyük şehirlerdeki büyük kitabevlerinden elde edebileceğinizi düşünüyoruz. İyi okumalar.

TKP Web Sitesi

Yazının Tamamı
TKP Web Sitesi
03 Aralık 2014

FEZLEKELERİ BİZ HAZIRLAYALIM

(Yusuf Zamir'in daha önce Marksist Eleştiri sitesinde çıkmıs olan yazısı.)

Protestolar, gösteriler, direnişler yoluyla siyaset kurumunu belli yönde girişimlere zorlama tarzı, talepleri tepedeki profesyonel siyasetçiler eliyle gerçekleştirmeyi öngörür. Bu tarz, toplum – devlet ayrılığına dayalı temsili demokrasinin tarzıdır.

Bu mücadele tarzı ile harami düzeni teşhir etmek, farkındalıkları artırmak, bilinç üretmek, örgütlülüğü geliştirmek mümkündür. Böylece, aşağıdan basınç bindirerek bir takım taleplerin yerine getirilmesi sağlanabilir. Ancak, bu tarzı vazeden temsili demokrasinin kendisi, aynı zamanda, bu mücadele tarzının sınırlarını da belirler.

Temsili demokrasinin dayandığı ve işleyişiyle yeniden ürettiği temel, yasama, yürütme ve yargı erklerinin toplumdan kopup devlet olarak örgütlenmiş olmasıdır. Mücadele, temsili demokrasinin vazettiği tarz içinde kaldığı sürece, devletin gaspetmiş olduğu erkleri fethedemez.

Yazının Tamamı
TKP Web Sitesi
07 Ekim 2014

DEVLET ARABASI

(Yusuf Zamir'in daha önce Marksist Eleştiri sitesinde çıkmıs olan yazısı.)

Tarih 27 Mart 1922, Lenin on birinci parti kongresine merkez komite raporunu okuyor. Bolşevik parti, perişan haldeki ekonomiye çare olsun diye bir yıl önce Yeni Ekonomi Politika’yı ilân etmiş. Ama Lenin’in raporuna göre, devlet yeni politikayı iyi uygulamamış:
“Devlet bizim elimizde, fakat devlet bu geçen bir yıl boyunca Yeni Ekonomik Politika’yı istediğimiz gibi yürüttü mü? Hayır… Peki nasıl yürüttü? Aygıt, kendisini yönlendiren ele itaat etmeyi reddetti. Sanki sürücüsünün istediği yöne değil de başkasının istediği yöne giden bir araba gibiydi. Araba sanki gizemli, kanunsuz biri tarafından, allah bilir, belki bir vurguncu, belki bir özel kapitalist ya da her ikisi tarafından sürülüyordu. Öyle ya da böyle, mesele şu ki, araba, direksiyonda oturanın düşündüğü yöne değil de çoğu zaman tamamen farklı bir yöne gidiyor.” (V. İ. Lenin, “On Birinci Parti Kongresine Rapor”, 27 Mart 1922, TE, İng., c. 33, s. 279.)

Yazının Tamamı
TKP Web Sitesi
07 Ekim 2014

DEVLETİN ŞİFRE ANAHTARI

(Yusuf Zamir'in daha önce Marksist Eleştiri sitesinde çıkmıs olan yazısı.)

Devlet iktidarının örgütlenişinde güçler ayrılığı mı, yoksa güçlerin birliği mi? Yasama, yürütme ve yargı erklerinin kullanımı ayrı ayrı organlara mı verilmeli, yoksa aynı organda mı birleştirilmeli?

Bu tartışma, devletin örgütlenişine ilişkindir, dolayısıyla ancak devletin varolduğu bugünkü tersine dönmüş dünyada geçerlidir. Sosyalist (komünist) toplumsal devrim süreci boyunca bugünkü tersine dönmüş dünya tekrar tersine döndürülerek düzeltilince ve bunun sonucunda komünal insanlığa adım atılınca, artık devletler ortadan kalkmış olacağı için bu tartışma da geçersizleşmiş olacaktır.

Sınıflı toplumlardaki emekçilerin artı-emeğine el konulmasını sağlayan toplumsal işleyişi çözümlemek, o toplumsal yapının ve o toplumsal yapıya tekabül eden devlet biçiminin şifre anahtarını verir:
“Karşılığı ödenmemiş artı-emeğin doğrudan üreticilerden çekilip alınmasının özgül ekonomik biçimi, yönetenler ile yönetilenlerin ilişkisini belirler… Bütün toplumsal yapının, onunla birlikte egemenlik ve bağımlılık ilişkisinin siyasal biçiminin, kısacası, ona tekabül eden devlet biçiminin en içteki sırrını, gizli temelini açık eden şey, daima, üretimin koşullarına sahip olanlar ile doğrudan üreticiler arasındaki ilişkidir.” (K. Marks, Kapital, İng., c. 3, s. 791.)

Yazının Tamamı
TKP Web Sitesi
07 Ekim 2014

GELECEĞE IŞIK TUTAN BİR GEÇMİŞ

Bulgaristan Devrimci Mücadele Tarihi ve Türk Azınlık: Güzellikler doğruların içinden süzülecek, gelecek için örnek oluşturacak

İşçinin Sesi Kütüphanesi’nin uzun süre en değerli tarihsel kitapları arasında yer alan, sonradan elektronik ortama kazandırmaya karar verdiğimiz Geleceğe Işık Tutan Geçmiş adlı Bulgaristan baskısı kitabı en nihayet  sitemizde e-kitap olarak sunuyoruz.

Geleceğe Işık Tutan Geçmiş kitabı, Bulgaristanlı araştırmacılar Doçent Petır Petrof ve Mustafa Müslümof tarafından hazırlanmış ve önce 1966 yılında Bulgarca parti yayını olarak yayınlanmış, ardından da 1967 yılında Türkçe olarak Sofya’da “Narodna Prosveta” yayınevi tarafından basılmıştı.

Kitap, geçmişte Osmanlı egemenliği altında ve 20.yüzyılda bağımsız krallık rejimi altında Bulgaristan’daki Türk azınlığın emekçi halk mücadelelerinde yer aldığını göstermeyi, Komünist Partisi öncülüğünde verilen anti-faşist mücadeleyi desteklediğini  ve 1944 devriminde Bulgar işçilerle beraber davrandığını anlatmayı hedefliyor. Bunu yaparken, Bulgaristan Komünist Partisi’nin parti arşivindeki ve eski Osmanlı’dan kalma çeşitli belgelerden, 'savaş anılarından' yararlanıyor.

Kitabın özel ve güzel yanı, Bulgaristan Devrimi içinde “Türk milli azınlığı”nın, “Türk ahali”nin varlığından söz eden bir yapıt olmasıdır. Çünkü 1980’lerin çalkantılı ortamını yaşayan yoldaşların da çok iyi hatırlayacağı üzere, 1980’lerin BKP’si gırtlağına kadar oportünizm ve Bulgar milliyetçisi tutuma batmıştı. Başında Todor Jivkof ve ekibi vardı. Türkiye’de ulusal sorun olan Kürt Sorunu’nun da iyice kabardığı bu ortamda, Bulgar yoldaşlara kendi ülkelerinde yapılan Marksizm dışı, milliyetçi uygulamaları işaret ettiğimizde, Bulgaristan’daki Türk azınlığa atıfta bulunarak hep aynı cevabı almaktaydık: “Yoldaş, onlar Türk değil zaten, Osmanlı egemenliği altında Türkleştirilen Bulgarlar, bizim yaptığımız doğrusudur.”

Bir seferinde, bu konuda düzenlediğimiz ve “komünist doğrulardan yanadır” belgisi altında Bulgar yoldaşların biz komünistlere doğrusu ne ise onu anlatmalarını istediğimiz toplantıya katılmaktan son anda vazgeçmişlerdi. Sonrası malum, sınır kapılarını sonuna kadar açmak zorunda kalmışlardı.

Azıcık hamilelik olmaz sözü her zaman doğrudur. Azıcık oportünizmden milliyetçilik, şövenizm ve karşı-devrim doğar. Ne yazık ki, 1980’li yılların Bulgar milliyetçisi ve şöven planlarını hazırlayan ve uygulayan yoldaşların çoğu artık aramızda değil. Kimi öldü, kimi çoktan burjuvazinin safında anti-komünist, kahraman oldu. BKP liderliğindeki Bulgaristan, parti liderliğinin şerefsizliğiyle ortadan kaldırıldı. Yani, hesap isteyeceğimiz bir makam da kalmadı. Aynen Sovyet enkazında olduğu gibi. 

Dünya burjuvazisi ise başta SBKP Merkez Komite Binasından yağmalanan belgeler olmak üzere, parti arşivlerinde yer alan bilgileri kendi üniversitelerinin sitelerinde (Yale, Warwick, California, Princeton, vb.) yayınlamayı, komünizm düşmanlığı amacına uygun olarak kendi koyduğu çerçevede “belgesel kitap” yayınlamayı sürdürüyor.

Her şeye karşın, Geleceğe Işık Tutan Geçmiş kitabı, hem Türk azınlığı, hem de o dönemin Komünist Partisi’ni aklıyor. Bugün dört yanımız puşt zulası ama, her şey o kadar da karanlık değil. Güzellikler doğruların içinden süzülecek, gelecek mücadeleler için örnek oluşturacak. En azından biz bu düşünceyle hareket ediyoruz. İyi okumalar.

TKP Web Sitesi

Yazının Tamamı
TKP Web Sitesi
01 Eylül 2014

YOLDAŞLARIMIZI  SAYGIYLA ANIYOR VE  ÖZLÜYORUZ.

TKP WEB SİTESİ

Bedir Aydemir

Dr Bedir Aydemir

ö. 31.12.1988

Nejat Yazıcıoğlu

Dr Nejat Yazıcıoğlu

ö. 18.11.1994

R. Yürükoğlu

R. Yürükoğlu

ö. 11.12.2001


NELSON MANDELA

18.07.1918  -  5.12.2013

Nelson Mandela

Tüm dünyada mazlum siyahların beyaz ırkçılığına;
Özgür emeğin modern köleciliğe, ayrımcılığa, apartheid rejimine;

Zindan direnişçilerinin zalimlere, tüm ezilenlerin ezen egemenlere;

İlericiliğin gericiliğe, komünizmin emperyalist-kapitalist dünyaya karşı modern sembolü olan büyük direnişçi, büyük insan Nelson Mandela’yı “Madiba”yı 95 yaşında yitirdik.

Anısı tüm devrimcilerin mücadelesinde yaşayacak!

 

Siyah Afrika’nın tüm dünya ezilenlerine, tüm direnenlere örnek olan efsanevi lideri, Nelson Mandela’nın birkaç  sözünü İngilizceden çevirerek aktarmak istiyoruz:

***

"Eğer kendini  adarsa, yapmak ve ulaşmak istediklerinde samimi ve ısrarlı ise, herkes kendi içinde bulunduğu durumun üstesinden gelerek başarıya ulaşabilir.” (“Everyone can rise above their circumstances and achieve success if they are dedicated to and passionate about what they do."

***

“Zorluklar bazı insanları paramparça edebildiği gibi, başkalarını da adam edebilir. Hiçbir balta, eninde sonunda yeneceğine beslediği inançla silahlanmış olan ve sürekli olarak amacına ulaşmayı deneyen bir günahkarın ruhunu koparıp atacak kadar keskin değildir.”  ("Difficulties break some men but make others. No axe is sharp enough to cut the soul of a sinner who keeps on trying, one armed with the hope that he will rise even in the end.")

***

“Özgürlüğe yürüyüşümüzün geriye dönüşü yoktur. Korkunun önümüze set çekmesine izin vermemeliyiz.” ("Our march to freedom is irreversible. We must not allow fear to stand in our way.")

***

“Eğer bir insanın inandığı gibi yaşama hakkı tanınmazsa, onun kanundışına çıkmaktan başka seçimi kalmamıştır.” ("When a man is denied the right to live the life he believes in, he has no choice but to become an outlaw.")

***

“Özgür olmak, insanın sadece kendi zincirlerini koparıp atması değil, ama aynı zamanda başkalarının özgürlüğüne saygı duyup onu güçlendirecek şekilde yaşamasıdır.”  ("To be free is not merely to cast off one's chains, but to live in a way that respects and enhances the freedom of others.")

 

 
TKP Web Sitesi
05 Aralık 2013

ANNE K. WAGNER CARNEGIE (Mary)
28.01.1945 – 11.07.2013

Anne K Wagner (Mary)

 

Değerli yoldaşlar,

11 Temmuz 2013 akşamı, eski ve vefalı bir yoldaşımız olan Anne Wagner Carnegie’yi  (Mary), uzun ve ağrılı bir hastalığın sonunda, Kopenhag’da yitirdik.

Danimarka partisi DKP’nin üyesi olarak gittiği Moskova’da TKP’ye gönül veren ve partili yaşamının geri kalan bölümünü TKP’liler arasında İngiltere’de, Türkiye’de ve başka Avrupa ülkelerinde geçiren Mary yoldaşımız, özverili, paylaşımcı ve gösterişsiz özelliğiyle her zaman sevildi.

Zor koşullara dayanıklı bir insandı. Parti için Parti adına birçok önemli görevi korkusuzca yerine getirdiği gibi,  bugün Londra’da Türkçe konuşan topluluk içinde saygın bir yeri olan Minik Kardeş Çocuk Yuvası’nın 1986’da ilk yöneticilerindendi ve işçi ailelerine bu yoldan  büyük katkıları oldu.

Mary, Yoldaş bildiklerini hiçbir zaman yarı yolda bırakmadı. Sağlığı artık elvermiyorken bile eski yoldaşlarını misafir etmekten, onlara hizmet etmekten yorulmadı.

Kendisini her zaman sevdik, her zaman anılarımızda sıcak duygularla yer alacak.

Toprağı bol olsun.

TKP WEB Sitesi
 
TKP Web Sitesi
11 Temmuz 2013

TAKSİM OLAYLARI:
Ey Halk, Sinirlenince Daha da Güzelsin!

 

"Gezi Parkı" protestoları çerçevesinde başlayan Taksim olayları, hızla tüm ülke sathına yayılıp devlet otoritesine yığınsal bir karşıkoyuş haline geldi. Başbakan Recep Erdoğan’ın olaylar karşısında egosu göğe vurmuş tavrı, polis terörü, protestocuların azmi ve kararlı direnciyle karşılaştı.

Sonuçta ortalık toz duman olunca, İstanbul Borsası’nın endeksleri başaşağı gitmeye başladı ve bir günde 60 milyar lirayı aşkın bir zarar yarattı. Karakteri gereği insan hayatına, patlayan gözlere, polis marifetiyle altüst edilen özel ve kamusal yaşamlara hiç aldırmayan sermaye çevreleri, borsanın başaşağı gitmesi karşısında paniklediler. Hazır başbakan da yurtdışında iken, devletin tepe noktaları acilen toplandılar ve duruma “ılıman çözüm” getirmeye kararı aldılar. Cumhurbaşkanı ve başbakanın ayrı notalardan konuşmaya başladığı da gözden kaçmadı.

(Bu arada, son bir haftadır yaşananlar, kanımızca, Türkiye kapitalizminin beklentilerinde  başka durumlar da yarattı.  Taksim Gezi Parkı muharebelerinin, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi henüz tam uygulanmamışken projenin taşeronunun "neden olduğu" yeni bir sorun olarak ortaya çıkışı, ABD ve müttefiklerini hazırlıksız yakalamışa benziyor. Zaten Başbakanın aşırı kabarmış egosu, dizginleyemediği hırs ve kini, tekrar tekrar dile getirdiği savaş histerileri, hem kendisini ve hükümeti iyice yormuştu, hem de ABD açısından bir "problem" momenti idi. Şimdi Taksim muharebeleri bunun üzerine tuz biber ekmiştir. Böyle bakınca, ABD'nin, hızla Recep Erdoğan'ın yerine alternatif lider arayışı içine girmesi şaşırtıcı olmaz.  ABD'nin yakın dostu Fas Kralının Erdoğan'la görüşmeyi reddetmesi bunun bir işareti olabilir. Ama öte yandan, Cumhurbaşkanı A.Gül'ün de AKP yöneticileriyle aynı projenin parçası olduğu, bu ekibin Türkiye'de  Cumhuriyet'le gelen burjuva kazanımların üstüne Sünni İslam (ABD ılımlı İslam diyor) gömleğini giydirmek, hatta giderayak halifeliği gündeme getirmek gibi bir gündemi olduğu, "yeni Osmanlı" vb rüyalarının da buna bağlanabileceği kulağımızın bir kenarında durmalıdır.)

Yazının Tamamı
TKP Web Sitesi
06 Haziran 2013

SOVİET NEWS BÜLTENİ DE ARŞİVDE

Değerli arkadaşlar,

Bir süredir yoğunlaştırdığımız  internet arşivi çabalarının son ürünü olarak, Londra’daki Sovyet Elçiliği’nce (Sovyetler Birliği devleti yıkılana kadar) yayınlanmış olan İngilizce dilinde çıkmış SOVIET NEWS adlı yayının elimizdeki örneklerini de dijital ortama yerleştirdik.

Soviet News bülteni,yukarıda da açıkladığımız gibi  İşçinin Sesi ile bağlantısı olmayan bir yayın organıydı. Ancak, Sovyetler Birliği’ndeki gelişmelerle ilgili çeşitli haberleri hem İngilizce dilinde hem de hızlı olarak edinmek açısından hareketimize büyük katkıları olmuştur.  Partinin Menşevik kanadının kem küm ettiği birçok alanda Soviet News, birinci elden bir kaynak olarak, bize gerçeğe daha yakın durma olanağını verdi. Bültenin nüshalarına göz attıkça bunun neden böyle olduğunu daha rahat idrak edeceksiniz.
Yayınladığı ‘anı’larda Sovyetler’de (ya da Sovyet Doğu Avrupası’nda) yaşarken burnunun önünü göremeyecek kadar miyop kalmış, SSCB’nin içinde yaşadığı tehlikeler karşısında resmen ve açıkça kör kalmış parti yöneticilerinin kulakları çınlasın diyeceğiz. Ama 1981 tutuklamalarında içlerindeki  ‘yay’, bam teli çoktan kırılmış ve şerefini yitirmiş olanların kulakları çok da çınlamayacaktır. Aynen, SBKP MK binasındaki ve de başka yerdeki parti arşivleri Batı’nın istihbarat örgütlerine teslim edilirken reaksiyonsuz kalan, şerefi kalmamış SBKP yöneticileri gibi…

Bu açıdan, Soviet News’u parti arşivinin bir parçası gibi değerlendirip yayınlamakta bir sakınca görmüyoruz. İngilizce dilinde araştırma yapan arkadaşlara katkısı olursa ne mutlu gelecek kuşaklara!

***

Soviet News’un yanısıra sitemizde dijital örneklerini yayınladığımız yayınlar arasında,

  • Güzel bir başlangıç yapmakla birlikte çok zor koşullar altında ancak 3 sayı hazırlayabildiğimiz Kaynak’ı,
  • İşçinin Sesi gazetesinin bir başka örneği olur diye planlanan ve 8 sayı yayınlanan İşçinin Gazetesi’ni,
  • 1980 faşist cunta öncesi ve sonrasında  İngiltere’de demokratik hakların savunusu mücadelesinde katkı yapmış olan Türkiye’de Demokratik Hakları Koruma Komitesi’nin (CDDRT) yayınlamış olduğu ve elimizde bulunan tüm bültenleri, CDRRT Newsletter’ı ve yine CDDRT katkısıyla yayınlanmış çeşitli broşürleri,  Almanca çıkan Türkei Spiegel sayılarını,
  • Sevgili yoldaşımız Dr Nejat Yazıcıoğlu’nun ve öteki değerli dostların özveri ve gayretleriyle kurulup, İşçi Sağlığı alanında mücadeleye önemli katkılar yapmış olan İşçi Sağlığı Derneği’nin yayınladığı İşçi Yaşamı dergisinin arşivimizdeki nüshalarını,
  • İSHA Haber Ajansı’nın 1988 yılında yayınladığı İngilizce ISHA Bulletin sayılarını sayabiliriz.

Bunlar dışında, 1999 ve 2001 yıllarında çıkış denemesi yapan Bin Çiçek ve Doğa Toplum Düşünce dergilerinin çıkmış nüshalarının dijital örneklerine de arşivde yer vermeyi kararlaştırdık.
Son olarak, İşçinin Sesi’nin tüm ciltlenmiş sayıları bir  .rar dosyası  halinde de indirme olanağını da yarattık.

Siteden de anlaşılacağı üzere, bütün bu ARŞİV hizmetlerini,  önümüzdeki genç kuşaklar, bizim 1970-2000 döneminde siyasal olarak nerede durduğumuzu, hangi konularda nasıl tutum aldığımızı birinci elden öğrenmek için araştırma yaparlarsa onlara katkı yapsın diye hazırladık. Bu siteden yararlanmak için sizden herhangi bir ücret talep edilmiyor.

Okurlarımızdan bir ricamız şu olabilir: Sitedeki aksaklıkları hızla bize iletirseniz, kolleksiyonlarımızda eksik olan yayınlara ulaşan olursa, o eksiğimizi kapatmak üzere bizimle ilişkiye geçerlerse, seviniriz.
Böylece arşiv çalışmamızın birinci aşamasını tamamlamış oluyoruz.  Bundan sonraki arşiv çalışmaları hakkında da peyderpey sizleri bilgilendireceğiz.
İyi okumalar.

TKP Web Sitesi

 
TKP Web Sitesi
21 Mayıs 2013

ZONGULDAK’TA TARİHİ GÜN
ONBİNLER “EMEĞE SAYGI” İSTEDİ

Zonguldak, 27 Ocak 2013 tarihinde gerçekleştirilen “Emeğe Saygı Mitingi”yle tarihi günlerinden birini yaşadı.

İstasyon Caddesi’nde toplanan binlerce kişi Madenci Anıtı Alanı’na yürüdü.

Yürüyüş sırasında “Madenci Feneri Sönmeyecek, Yaşasın Emek Dayanışması, Emeğin Başkenti Şanlı Zonguldak, Yaşasın İşçilerin Birliği, Yaşasın Sınıf Dayanışması, Zafer Direnen Emekçinin Olacak, Susma Haykır, Taşerona Hayır, Maden İşçisi Demokrasi Bekçisi, Susma Sustukça Sıra Sana Gelecek, Geliyor, Geliyor, Madenciler Geliyor, Emeğe Uzanan Eller Kırılsın, İşçi Alınsın, Üretim Artsın, Direne Direne Kazanacağız, Emekçiyiz Haklıyız, Kazanacağız” sloganları atıldı. Madenci Anıtı alanına sığmayan onbinler, “Emeğe Saygı” istedi.

1994 yılında, 5 Nisan Kararları’na karşı düzenlenen mitinginden 19 yıl sonra Zonguldak, yine çok büyük bir mitinge ev sahipliği yaptı.

Maden işçilerinin yanı sıra Türkiye’nin dört bir yanından Zonguldak’a akın eden işçi-memur sendikaları, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler, Madenci Anıtı alanına sığmadı.

Yazının Tamamı
TKP Web Sitesi
27 Ocak 2013

KAVGA / KERVAN SAYILARI İNTERNETTE

Değerli okurlar, TKP’nin İşçinin Sesi  saflarındaki yayın faaliyetleri ile ilgili projemizde bir dergi ile üç kitabı daha arşive ekledik.

Bilen yoldaşın kendi gerçek adıyla yazdığı İstanbul Hemşerileri (1991), R.Yürükoğlu’nun önzsözüyle yayınlanmıştı. Bu kitabı dijital ortama geçirdik.

M. Köklü’nün, iyi bir araştırmacı gazetecilik örneği olan Romanya’da Karşı-Devrim (1991) kitabı da elektronik arşivimizde yer alıyor. 1989 Romanya olaylarında SBKP’deki Gorbaçof’un liderliğinde SSCB’nin İngiltere ve Fransa gizli servisleriyle işbirliği içinde ne lanet bir rol oynadığını ortaya çıkartan kitap bu özelliğiyle önemli. Buna, bugün bildiklerimiz de eklenince, SBKP liderliği eliyle o günkü Doğu Avrupa (Komekon) ülkelerinde ne şerefsiz tezgahlar örgütlendiği ayan beyan ortaya çıkıyor.

Sosyalizm adı altında gerçekleştirilen büyük ayıpları, H.Kıvılcımlı gibi “namakbul partili”lere “sosyalist”liği kendinden menkul ülkelerde reva görülen davranışlarla ve emekçi halka uygulananlarla birlikte ele alınca, koca bir dönemin nasıl bir yanlışlıklar trajedisi olarak komünistleri töhmet altına soktuğu daha iyi anlaşılıyor.

Bu açıdan değerlendirildiğinde, her ne kadar bugünkü gericilik döneminin yaşanmasında büyük payı olsa da,  Sovyetler Birliği’nin SBKP elinde şerefsizce çökertilmesi, komünist kuşakların geleceğine konulmuş  berbat bir ipoteğin kaldırılması, sırtımızdaki kamburun kaldırılması anlamında çeşitli olumlu sonuçlara da yol açabilecek bir durumdur, diyoruz. Tabii, 1980’lerin Romanya gerçeği hakkında bugünkü kavrayışımız ışığında bu kitap başka türlü yazılırdı, en azında Romanya’ya “sosyalist” deme yanlışını yapmamış olurduk. Olsun, yine de, kitabın belgelendirme ve belge olarak değeri kaybolmuyor. Yanlışlarımızdan utanacak değiliz, ders almazsak asıl o zaman daha büyük bir yanlış yapmış olurduk.

Üçüncü kitap, Ali Babaishak’la Mercan Köklü’nün ortak çalışması olan Metal İşkolunda Sendikal Birlik Sorunu ve Türk Metal’de Birlik (1991).

Kitap yayınlandığında metal işkolunda, o zamanki cumhurbaşkanı T. Özal’ın da eski MESS başkanı olmaktan gelen şahsi ilgisinin de bir sonucu olsa gerek, müthiş bir sendikal bölücülük kavgası sürdürülüyordu. Bugün aynı kavga, hâlâ devam ediyor. Türk Metal hâlâ gerici-muhafazakar bir kliğin elinde ve ama hâlâ metal işkolunda sendikal birliği temsil ediyor. Ve burjuvazi, birçok konuda rüzgarı ardına almış olarak, elindeki tüm “kozları”, BMİS gibi enstrümanları kullanarak, metal işkolunu dilim dilim etmenin derdinde. Kitap bu açıdan bugüne ışık tutacak verilerle dolu. Bugüne güncellenmesi oldukça ilginç bir tablo ortaya çıkartırdı diye düşünüyoruz.

Son olarak, Mart 1991 ile Aralık 1998 tarihleri arasında yayınlanmış Kavga / Kervan dergilerini elektronik ortama geçirerek arşivimize yerleştirdik. Kasım 1992 tarihine kadar (21 sayı) KAVGA adıyla yayınlanan dergi, Aralık 1992’den itibaren KERVAN adıyla yayın yaşamını sürdürdü ve birçok başarıya imza attı.

Bu derginin en azından iki alandaki başarısını yeniden hatırlatmakta yarar var. Birincisi, TKP’nin Anadolu Alevi-Bektaşiliği üzerine getirdiği çözümlemeleri Türkiye kamuoyuna yaymada, komünistler ile Alevi-Bektaşi aydınları arasında bugüne uzanan diri bir kardeşlik yoldaşlık ilişkisi kurmada büyük yarar getirdi.

İkincisi, başta metal işkolu olmak üzere 12 Eylül 1980 sonrasında fiilen Türk-İş’te gerçekleşmiş olan sendikal birliğin içinde ve dışında kalan sendikal çevreler arasında, komünistlerin aracılığıyla güzel bir anlayış birliği, karşılıklı görüş ve deneyim alışverişi sağlanmasında rol oynadı. Sendikal birliğin sihirli çubuğunun ne büyük başarılara gebe olduğunu o gün sınıfa göstermede araç oldu. Kervan’da çıkmış çeşitli belge ve röportajlar, bugün sendikal birliğin yeminli düşmanlarının kimler olduğu hakkında arkaplan bilgiler, vermesi açısından hâlâ değerlidir. Tabii “işçinin gücü birliğinden geçer”, ya da “birliksiz işçi işçi değildir” diyenlere...

İyi okumalar.

 
TKP Web Sitesi
03 Aralık 2012

İŞÇİNİN SESİ ARŞİVİ TAMAMLANDI!

22 Kasım 2012 itibarıyla İşçinin Sesi’nin 1990-2000 döneminde yayınlanmış nüshalarını da sitemize yerleştirdik. Böylece TKP’nin bir dönem merkez organı olarak büyük teorik-ideolojik ve örgütsel işlev görmüş olan bir yayınını isteyen okurlar dijital ortamda elde edebilirler.

Listeden de görüleceği üzere bazı nüshalar eksik, dolayısıyla dijital kopyaları da çıkartılamadı. Elinde bu eksik sayılardan bulunan okurlar bu nüshaları bize sağlarlarsa arşive katkıda bulunmuş olurlar.

İyi okumalar.
 
TKP Web Sitesi
22 Kasım 2012

İŞÇİNİN SESİ ARŞİVİ ARTIK İNTERNETTE!

Değerli Sitemiz Okurları,

TKP’nin İşçinin Sesi saflarındaki belgeleri arşivleme projemizin bir bölümünü daha tamamladık.

İlk sayısı Grev adıyla 1974 yılında yayınlanan İşçinin Sesi gazetesinin 1974-1990 dönemindeki nüshalarının dijitalleştirilmesi ve kontrolü tamamlandı.

Gazete nüshalarını ve daha sonra siteye yerleştireceğimiz öteki süreli yayınları yıllara göre sınıflandırarak koymanın arşivin kullanımı açısından daha doğru olduğuna karar verdik.

Bu nedenle, orijinal İşçinin Sesi ciltlerinin içerdiğinden farklı olarak, dijital nüshalar, yıllara göre yerleştirilmiştir.

Arşivleme kolaylığı, indirilme ve muhafaza edilme kolaylığı ve Türkiyeli okuyucuların aşina olmaları açısından, dosyaları Adobe Acrobat (*.pdf) formatına soktuk.  (İleride arşivi ePub ve Kindle gibi formatlara da dönüştürmeyi düşünmekteyiz.)

Her dosyanın tanımında sayı, ay ve yıl kullanarak kullanım sırasında doğabilecek karışıklıkların önüne geçmeyi hedefliyoruz. (Örneğin 1990 yılında Ocak ayında çıkan 390.sayı numaralı İşçinin Sesi nüshasının dosya adı  İS396_0190.pdf  olarak verilmiştir.)

Bazı dönemlerde gazete sayıları çıkmamıştır. Örneğin, 1978 yılında TKP MK kararıyla İşçinin Sesi yayını durdurulmuş olduğu için, 1979 Haziran’ında yayınlanan 96.sayıya kadar bir boşluk vardır.

TKP içinde Menşevik – Leninci ayrışmasının patlak vermesiyle birlikte İşçinin Sesi tekrar yayınlanmıştır. Giderek Leninci kanadın merkez yayını ve 5.kongre ile birlikte TKP’nin merkez yayın organı olarak yayın  hayatını sürdürmüştür.

Öte yandan, bazı teknik nedenlerle de arşivde eksikler bulunmaktadır. Örneğin, 1989 yılında çıkan bir ciltte yer alması gereken İS377, İS378, İS380, İS381 ve İS382 nüshaları ciltte yer almaması ve elimizde başka örnek bulunmaması nedeniyle dijitalleştirilememiştir. Eksik nüshalar elimize geçer geçmez yerlerine yerleştirilecektir.

Bunlar dışında hem okunurluğu hem de basılabilirliği yüksek düzeyde bir dijital arşivleme yaptığımızı düşünüyoruz.

İşçinin Sesi arşivinin geri kalan bölümlerini de en kısa sürede siteye yerleştirmeyi umuyoruz.

İyi okumalar.

TKP WEB Sitesi

 
TKP Web Sitesi
23 Ekim 2012

DUYURU

Değerli sitemiz okurları,

TKP’nin İşçinin Sesi Arşivi Projemizin bir parçası olarak, İşçinin Sesi Yayınları’ndan çıkmış İngilizce, Fransızca ve Almanca kitap ve kitapçıkların tümü sitemize yüklenmiştir.

İngilizce kitaplar:

  • An Open Letter to Communists,
  • Conference of the Leninists of CPT 1980,
  • Cyprus Question,
  • Discussions in the CPT 1981-1982, 
  • I Bilen - Years Of Struggle,
  • Living Socialism,
  • Party Discipline,
  • Proletarian Internationalism, 
  • Reflections on the Cancun Conference,
  • Resolution Adopted at the Expanded Meeting Of The Coordinating Committee Of The Communist Party Of Turkey,
  • Second Conference of the Leninists of the Communist Party of Turkey 1981,
  • Socialism and Democracy,
  • Socialism Will Win,
  • The Disintegration of Fascism,
  • The Revolution in Afghanistan,
  • The Situation and Our Tasks 1983,
  • The Struggle for the Future,
  • Turkey - Weak Link of Imperialism,

Almanca kitaplar:

  • Die Konterrevolution In Polen Muss Zersclagen Werden,
  • Sozialismus Und Demokratie,

Fransızca kitaplar:

  • Le Socialisme Vaincra,
  • Reflexions Sur La Conference De Cancun.

İşçinin Sesi yayınlarından olmamakla birlikte, ileride Sovyetler Birliği Komünist Partisi’ni konu alan araştırmalara yardımcı olabileceği düşüncesiyle, piyasada bulunamayacağını düşündüğümüz iki Sovyet yayınını da listemize aldık ve siteye yerleştirdik. Bunlar:

  • Report of the CC of the CPSU read by L Brezhnev to the 24th Congress of the CPSU, 1971
  • Rules of the CPSU, 1986.
 
TKP Web Sitesi
02 Ekim 2012

DUYURU

Değerli sitemiz okurları,

Aşağıda alfabetik sırada verilen yayınlar (.pdf) dosyası olarak sitemize yüklenmiştir.

  • Afganistan Devrimi, E Engin, 1982
  • Dr Bedir Aydemir Yaşamı ve Görüşleri, 1993
  • Bilen Yoldaş Çok Yaşa, 1977
  • Bunalım Kalıcıdır, 1977
  • Dev, S Üstüngel, 1977
  • Doğu Asya Krizi, 1998
  • Durum ve Görevlerimiz 1983, R Yürükoğlu, 1982
  • Eğitim El Kitabı, 1983
  • Faşist Almanya’nın Türkiye’ye Yayılışı, İ Bilen, 1977
  • Faşizm ve Burjuva Demokrasisi, R Yürükoğlu, 1991
  • Faşizmin Çözülüşü, R Yürükoğlu, 1984
  • Geçici Yol Arkadaşları, 1982
  • Günümüzde TKP, S Üstüngel, 1975
  • İ Bilen - Savaş Dolu Yıllar 1, 1977
  • İspanya’da Faşizmin Çözülüşü, M Kurtalan, 1985
  • Savaş Yolu, S Üstüngel, 1974
  • Kırkın Yarısı I, R.Yürükoğlu, 1985
  • Kırkın Yarısı II, R Yürükoğlu, 1986
  • SBKP Programı – 1961, TKP
  • TKP 8.KONGRE – Belgeler, 1992
  • TKP Davası İddianame, 1982
  • TKP EK Genişletilmiş Toplantı Kararları, 1983
  • Tutanaklar, TKP EK ve ÜB Toplantıları 10 Eylül-18 Ekim 1984
  • Yeni Dönem Yeni Taktik, 1996
  • Yeni Aşama, S Üstüngel, 1977
  • YAŞADIKÇA, S Erek, 1982
  • Propaganda ve Ajitasyonun Güncel Sorunları, R Yürükoğlu, 1980

Bazı taramalar elimizdeki kitabın durumuyla bağlı olarak düşük kalitede olabilir.

Elimizde olmayan nedenlerden ötürü meydana gelen bu tür sorunlardan ötürü özür diliyoruz.

İyi okumalar.

 
TKP Web Sitesi
19 Eylül 2012

Marks’ı, Marksizmi Daha Çok Anlamak Üzere

10 Eylül komünistlere, işçi sınıfımıza kutlu olsun!

Bugün 10 Eylül. Partimiz TKP'nin kuruluşunun 92.yıldönümü.
Devrim ve komünizm mücadelesinin ruhunu ve bilincini hâlâ koruyan tüm yoldaşlara kutlu olsun.

Tabii, dünyanın günümüze dek gördüğü, işçi sınıfı öncülüğündeki en görkemli sosyalizme açılan demokratik devrim olan Büyük Ekim Devrimi'yle başlayan 20.yüzyıl devrimleri selinin, geride kazanımları yer yer gölgede bırakacak miktarda curuf bıraktığını da itiraf etmemiz gerekecek. Ekim Devrimi'nin en büyük bir kazanımı olan SSCB devletinin 1990 yılında iktidardaki “KP” elinde çökertilip yerlebir edilmesi bunların başında gelir.

Tek kurşun atmadan koca kazanımı uluslararası burjuvaziye teslim etmek ne söz, SBKP’ye egemen olan şerefsizlik, SBKP’nin tüm arşivini, devrimden bu yana parti belgesi olarak varolan herşeyi – evet, politbüro toplantılarının el yazması / steno notlarından parti üye kayıtlarına kadar herşeyi – 1990’da Moskova’ya dev uçaklarla getirilen CIA ve öteki istihbarat servislerinin uzmanlarının son sistem elektronik tarama / mikrofilm kopyalama araç-gereçlerinin hafızalarına terketmiştir.

Yazının Tamamı
TKP Web Sitesi
10 Eylül 2012

İŞÇİ SINIFI DEVRİMCİDİR
YA DA HİÇBİRŞEY DEĞİLDİR

Değerli A Can’ın “İŞÇİ SINIFI DEVRİMCİDİR YA DA HİÇBİRŞEY DEĞİLDİR” başlıklı çalışmasını internet ortamında yayınlıyoruz.

A Can yoldaş, bu çalışmayı çok kısa bir süre içinde hazırladı. Eylül – Ekim 2011 gibi Söz ve Eylem’in Yazı Kurulu’na sundu. Ancak Söz ve Eylem Yazı Kurulu büyük bir emek ve araştırma ürünü olan çalışma hakkında ağzını açmadığı gibi, en azından bir tartışma metni olarak da yayınlayamadı.

Kısa sürede hazırlanmış olmanın getirdiği çeşitli sorunları üstün araştırmacılık ile aşmaya çalışan A Can, bu çalışmasıyla komünist hareketin, işçi sınıfının siyasal ve sendikal örgütlerinin yüzyüze oldukları ve yanıt vermek durumunda kalacakları birçok sorunu aydınlatıyor. Uzun zamandır Marks’ı unutmuş olan komünistlere deyim yerindeyse bir tür “Marks kuvvet aşısı” yapıyor.

İşçi Sınıfı Devrimcidir Ya da Hiçbirşey Değildir kitapçığı bu konu üzerinde söylenecek herşeyin söylendiği anlamına gelmiyor.

Birçok konuda muhafazakar komünistlerin(!) “olur mu ya” diyeceği cesur yorumlar yapıyor. Tartışılacak birçok yönü olacaktır.

A Can’ın komünist harekete bu katkısının yeni ve sağlıklı tartışmalar yaratacağını ve hareketi bir bütün olarak birkaç adım daha ileriye götürmeye yarayacağını umuyoruz.

Yazının Tamamı
TKP Web Sitesi
05 Mart 2012

AÇIKLAMA VE ÖZÜR

2011’in başlarından başlayan bir süreç içinde, Söz Ve Eylem dergisini çıkartan bir grup yoldaşla temas içinde bulunduk. Bu süreçte, yoldaşlara iyi bildiğimizi düşündüğümüz bazı alanlarda gönüllü komünist destek verdik.

Dergi süreci içinde ortaya çıkan çok sayıda durumda pratik eleştirilerimizi olanca açıklığı ve anlaşılırlığı içinde kendilerine ilettik. Zaman ilerledikçe,  bizim onca açık ve dürüst tutumumuza karşın bu yoldaşların samimiyeti hakkında bizde beliren soru işaretleri, bazı olaylarla birlikte ciddi soru işaretlerine dönüştü. Ama sorumluluklarımızı disiplinli olarak yerine getirmeyi sürdürdük.

En nihayet, derginin sekizinci (Ocak 2012) sayısının hazırlığı sona erer ermez, sorumlu ekibe, dar bir çerçevede, endişe, soru ve eleştirilerimizi yönelttik (Bakınız EK 1). Bu arkadaşlardan “tık” çıkmadı. İşleyen bazı süreçler nedeniyle geciktiklerini düşünerek bekledik.

Şubat ayı başında ekibin bir üyesi, son yazışmalardan sonra uzunca bir süre cevap veremediği için özür dileyen kişisel bir mesaj gonderdi. Bu mesaja da yine sorularımızı tekrarlayarak cevap verdik. Fakat bir daha hiç cevap gelmedi. (Bakınız EK 2)

Bugün Şubat’ın sonuna geldik, “tık” yok. Ne “söz” var ne de “eylem”.

Biz uzun yıllar, TKP’nin çeşitli kesimleri ile ilişki içinde birçok insan, ekip tanıdık. Doğrusunu söylemek gerekirse, Söz Ve Eylem ekibi gibi bir “siyasi” grupla hiç karşılaşmamıştık. Bugün bildiklerimizin ışığında bu arkadaşları “Ne Söz Ne Eylem” diye tanımlamak belki daha doğru kaçar. Neye inandığı, neyi nasıl tartıştığı, hangi ilke ve anlayışları izlediği müphem; hangi menzile erişmek istediği konusunda kendisi bir tarz oluşturamamış, oluşturmak isteyenlere de çelme takmış bu ekiple bugün yolumuzu ayırdığımızı duyurmak istiyoruz. Bunu yaparken, bu birliktelik doğrultusunda kendilerini haberdar ettiğimiz bazı arkadaşlardan da özür diliyoruz.

Biz, bu ekibe verdiğimiz gönüllü komünist destekten gocunmuyoruz. Bu dönemi tecrübeler hanesine yazıp, üstümüzdeki tozu silkeleyip yola devam edeceğiz. Ancak, moda deyimiyle “tarihe not düşebilmek” için, bu ekibe yönelttiğimiz eleştirilerin en önemlilerini ve son yazışmayı yayınlamayı kararlaştırdık.

Açıklık, dürüstlük önemli meziyetlerdir. Açık olmaktan ve fikirlerini açıkça ortaya atıp savunmaktan çekinenlerin, en basit bir vicdan muhasebesi yapamayacak kadar muhafazakarlaşanların aydınlık bir geleceği temsil edemeyecekleri de yaşamın bir başka doğrusudur. İşçi işine köylü köyüne… Başka ihsan istemeyiz.

Levent Dalyan

Yazının Tamamı
TKP Web Sitesi
20 Şubat 2012

28 Kânunisani’yi Unutma!

Mustafa Suphi liderliğindeki TKP’nin kurucu lider kadrosunun, ülkeye giriş yaptıktan kısa süre sonra, 28-29 Ocak 1921’de alçakça öldürülüşünün 91.yıldönümünde 15 yoldaşımızı sevgi ve saygıyla anıyoruz. Anıları her zaman bizimle yaşayacak!

Yoldaş
Bunların sen
İsimlerini aklında tutma
Fakat
28 kânunisaniyi unutma!

NAZIM HİKMET, 1923

***

Bu anma görevimizi, sanki dini bir vecibeyi yerine getirir gibi yapmadığımızı belirtmek isteriz.  Biliyorsunuz “sol” kesimde her yıl 10 Eylül “kutlaması” neredeyse gelenekselleşti, aynen 28 Kânunisani “anma”sı gibi.

Bu iki takvim olayının çevresinde yapılanların görünürdeki en büyük özelliği, sanki dini birer olaymış gibi ele alınmalarıdır.

Yazının Tamamı
TKP Web Sitesi
31 Ocak 2012

“Marksizmin üç kaynağı ve üç bileşeni”

Türkiye’deki sol literatürde Marksizmin kaynağı ve bileşenleri üzerine yazılanların hemen hemen tamamı İkinci Enternasyonal’in yıldızlarından Karl Kautsky’den Lenin’in benimseyip yorumladığından ibarettir dersek çok yanılmış olmayız. Öte yandan Lenin kuşağının Marks’ın bugün çok önemli olduğu su götürmeyen çeşitli yapıtlarını ya hiç görmediği ya da okumadığı ise fazla bilinmez, sanki Lenin’e hakaret ediliyormuş gibi algılanır. Yusuf Zamir, daha önce ele aldığı bu konuyu yeniden kaleme alıyor. Aynen yayınlıyoruz.

Marks’ın teorisine dair bilinenlerin çoğu, Marks’ı pozitivist gözle okumaya dayalı yüzeysel yorumlardır. İkinci Enternasyonal’de oluşmaya başlayan pozitivist yorum, çeşitli kollara ayrılmış ve yer yer sahici Marks’la buluşarak çeşitli renklerde “Marksizm”lere yol açmıştır. Her kol kendi mücadele tarzını, kendi süreğini yaratmıştır.

Marks’ın en kapsamlı eserleri ölümünden çok sonra yayımlanmıştır. İkinci Enternasyonal’in Marks yorumu biçimlenirken, Marks’ın teorisini derinlemesine anlatan aşağıdaki eserler henüz ortaya çıkmış değildi.
1844 Ekonomi ve Felsefe Elyazmaları Marks hayattayken basılmadı, bazı müsveddeler kayboldu. Bulunabilen üç elyazmasından bazı bölümler ilk kez 1929′da Rusça yayımlandı. Eserin Almanca orijinali ilk kez 1932′de basıldı. İlk İngilizce çeviri 1959′da yayımlandı. Kenan Somer’in Fransızcadan yaptığı ilk Türkçe çeviri 1976′da okuyucuya ulaştı.

Yazının Tamamı
TKP Web Sitesi
21 Ocak 2012

“Bütün eleştirilerin öncülü”

Yusuf Zamir’in Marksizmin din eleştirisi ve eleştirinin amacı üzerine yazdığı yazıyı aynen yayınlıyoruz. Marks bu konuda özlü olarak şöyle yazıyordu: “Dünyanın (geleceğinin – YZ) dogmatik bir öngörüsünde bulunmuyoruz, fakat yeni dünyayı eski dünyanın eleştirisi yoluyla bulmak istiyoruz…”

Marks’a göre “dinin eleştirisi bütün eleştirilerin öncülüdür”. Marks’ın aşağıdaki din eleştirisi, Marks’ın eleştiriden ne anladığının ipuçlarını verir:

“Dine karşı eleştirinin temeli şudur: Dini insan yaratır, din insanı yaratmaz. Din, gerçekte, kendini henüz bulamamış ya da tekrar kaybetmiş kişinin kendi hakkındaki bilinci ve kendine saygı duymasıdır. Fakat insan, bu dünyanın dışında mekân tutmuş soyut bir varlık değildir. İnsan, insanın dünyasıdır, yani devlettir, toplumdur. Bu devlet, bu toplum, dünyanın tersine dönmüş bilinci olan dini yaratır. Çünkü devletin, toplumun kendisi tersine dönmüş dünyadır.

Yazının Tamamı
TKP Web Sitesi
21 Ocak 2012

Arşiv_2009_2011